
Doğada eşcinsellik, insanlar da dahil olmak üzere 1.500 kadar hayvan türünde gözlemlenmiştir.
Neden bazı hayvanların eşcinsel, bazılarının ise heteroseksüel olduğunu açıklamak için nörolojik, kimyasal veya davranışsal faktörlere dayanan kabul edilmiş bir açıklama henüz bulunamamıştır.
Bazı bilim adamları bunun rahimdeki testosteron seviyelerine maruz kalma nedeniyle olabileceğini söylüyor, ancak bu henüz kanıtlanmamış, hararetle tartışılan bir konu olmaya devam ediyor.
Yazar, UCL profesörü Dr. Volker Sommer, ‘Hayvanlarda Eşcinsel Davranış: Evrimsel Bir Perspektif’ başlıklı kitabında şöyle yazıyor: ‘Belirli sayıda türde eşcinsel aktivite yaygındır ve heteroseksüel aktiviteye yaklaşan, hatta bazen onu aşan düzeylerde meydana gelir.’
Makaklar, cüce şempanzeler, aslanlar, zürafalar, yunuslar, orkalar ve insanlar da dahil olmak üzere birçok hayvanda eşcinsel davranış gözlemlenmiştir.
Bazı araştırmalar eşcinselliğin tüm hayvan türlerinin yüzde 95’inde görülen kadar yaygın olabileceğini iddia ediyor.
Doğada eşcinselliğin yaygınlığı söz konusu olduğunda iki temel düşünce ekolü vardır.
Bir teori, hayvanlardaki eşcinselliğin bir açıklamaya ihtiyacı olmadığını, hayvanların heteroseksüel oldukları kadar doğal olarak eşcinsel olduklarını da belirtiyor.
Doğrudan üreme yeteneğini engellediği için bir özellik olarak hayatta kalması mantıksız görünüyor, ancak çoğu kişi bunun bireylerin, yavruları olan aile üyelerine bakabildikleri için genetik materyallerinin nesiller boyunca dolaylı olarak aktarılmasını sağlamalarına olanak tanıdığını düşünüyor.
Örneğin bir kız kardeşin çocuğunun bakımına yardımcı olmak.
Büyük bir grubun ‘çoğunluğun iyiliğine’ yönelik benzer davranışlar çeşitli türlerde de görülmüştür.
Örneğin, ailesel kurt sürülerinde yalnızca bir çift hayvan ürer; alfa ve beta. Diğer hayvanlar ise altlığın korunmasını, beslenmesini ve beslenmesini sağlar.
Bu onların genetik materyalinin kız kardeşleri, erkek kardeşleri, anneleri vb. aracılığıyla veya aralarındaki ilişki ne olursa olsun dolaylı olarak bir sonraki nesle aktarılmasına olanak tanır.
Aynı düşünce tarzı üreme çağını aşmış hayvanlar için de geçerlidir.
Örneğin artık yavru olamayacak kadar yaşlı olan dişi filler.
Gençlerin korunmasında hâlâ çok önemli bir rol oynuyorlar; aile reisi, grubu yiyecek ve su noktalarına götürüyor ve olası yırtıcıları kovalıyor.
Bu eylemler, ailesinin genç ve savunmasız üyelerinin hayatta kalmasını sağlıyor ve yine genetik materyalinin nesiller boyunca dolaylı olarak aktarılmasına yardımcı oluyor.
Bazı uzmanlar benzer bir kavramın eşcinselliğe de uygulanabileceğini iddia ediyor.
Doğrudan üreme yeteneği olmadığından, aile üyelerinin yavrularına bakmak için enerji harcayabilirler.
Başka bir teori, genç hayvanların çiftleşme tekniklerini ve karşı cinsten bir üyeyi etkileme yollarını ‘pratiklemesi’ nedeniyle eşcinsel davranışların uzun vadede genlerin başarılı bir şekilde aktarılmasına yardımcı olduğunu belirtmektedir.
Devam eden araştırmalar doğada eşcinselliğin daha fazla nüansını buldukça, farklı türlerdeki eşcinsellik oranları bilinmemeye devam ediyor.
Daha fazla türde bulunmaya devam ediyor ancak bireysel türlerdeki eşcinsellik düzeyi, eşcinselliğin giderek yaygınlaşıp yaygınlaşmadığını belirlemek için yeterince iyi araştırılmıyor.
